Tiber Nehri kıyısındaki birkaç tepeye kurulan küçük bir çoban yerleşimi, sekiz yüzyıl içinde İskoçya sınırından Fırat kıyılarına, Ren boylarından Sahra'nın kuzeyine kadar uzanan bir dünya devletine dönüştü. Roma'nın asıl mirası fethettiği topraklar değil, geride bıraktığı fikirler oldu: yazılı hukuk, vatandaşlık kavramı, kubbeli mimari ve bir imparatorluğu yollarla birbirine bağlama düşüncesi. Bugün Avrupa'nın büyük bölümünün konuştuğu diller, kullandığı takvim ve hukuk mantığı doğrudan Roma'dan geliyor.
Batı Roma MÖ 27'den MS 476'ya, doğudaki devamı olan Bizans ise 1453'e kadar ayakta kaldı. Bu, bilinen tarihin en uzun ömürlü siyasi yapılarından biri anlamına gelir.
Efsanevi Kuruluş ve Yedi Kral
Romalılar kendi kökenlerini bir kardeş katline dayandırıyordu. Anlatıya göre şehir MÖ 753'te, savaş tanrısı Mars'ın oğulları olan ikizler Romulus ve Remus tarafından kuruldu. Tiber'e bırakılan bebekleri bir dişi kurt emzirdi, bir çoban büyüttü; yetişkinliklerinde Romulus kardeşini öldürerek şehrin tek adı oldu. Bu sert kuruluş miti, Romalıların kendilerini nasıl gördüğünü özetler: tanrısal soydan gelen, gerektiğinde acımasız bir savaşçı halk.
MÖ 753 ile 509 arasındaki krallık döneminde şehri sırasıyla yedi kral yönetti: Romulus, Numa Pompilius, Tullus Hostilius, Ancus Marcius, Tarquinius Priscus, Servius Tullius ve son olarak "Kibirli" lakaplı Tarquinius Superbus. Son kralın baskıcı yönetimi MÖ 509'da bir ayaklanmayla devrildi. Romalılar krallıktan öyle nefret etti ki, "rex" (kral) sözcüğü yüzyıllar boyunca bir hakaret olarak kaldı ve yerine cumhuriyet kuruldu.
Cumhuriyet: Senato, Konsül ve Denge
Roma Cumhuriyeti (MÖ 509-27), tek bir kişinin eline sınırsız güç geçmesini engellemek üzere tasarlanmış katmanlı bir sistemdi. Fiili ağırlık, soylu ailelerin temsilcilerinden oluşan Senato'daydı. Her yıl seçilen iki konsül yürütmeyi paylaşır ve birbirinin kararını veto edebilirdi; böylece hiçbiri tek başına hükümdara dönüşemezdi. Halk sınıfı olan plebleri koruyan tribunus plebis ise Senato kararlarını bile durdurabilen bir veto hakkına sahipti.
Bu güç dağıtımı, iki bin yıl sonra Amerikan anayasasını yazanların "denge ve denetim" (checks and balances) ilkesine ilham verecekti. Roma'nın icadı, yönetimi tek bir merkezde toplamak yerine rakip kurumlar arasında bölmekti.
Genişleme, Kartaca ve Cumhuriyetin Çatlakları
Cumhuriyet, İtalya'yı birleştirdikten sonra Akdeniz'in tamamına yöneldi. MÖ 264-146 arasındaki üç Pön Savaşı, Roma'yı Kuzey Afrika'nın büyük ticaret gücü Kartaca ile karşı karşıya getirdi. Kartacalı komutan Hannibal, fillerle Alpleri aşıp İtalya'nın içlerine kadar ilerledi ve Cannae'de Roma ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı; yine de Roma teslim olmadı. Üçüncü savaşın sonunda Kartaca yerle bir edildi. Yunanistan, Makedonya ve Anadolu'nun büyük bölümü de bu dönemde Roma egemenliğine girdi.
Ne var ki fetihler zenginliği ve toprağı birkaç ailenin elinde topladı. Toprak reformu isteyen Gracchus kardeşler MÖ 133-121 arasında kanlı biçimde susturuldu. Marius ve Sulla arasındaki iç savaşlar orduyu siyasetin aracı haline getirdi. MÖ 60'ta kurulan I. Triumvirat'ta ise üç güçlü isim bir araya geldi: Julius Caesar, Pompey ve Crassus.
Yaygın kanının aksine Caesar bir imparator değil, diktatördü. Galya Savaşları'nda (MÖ 58-50) bugünkü Fransa, Belçika ve İsviçre'yi fethetti, Britanya'ya iki sefer düzenledi. MÖ 49'da "zar atıldı" (alea iacta est) diyerek ordusuyla Rubicon Nehri'ni geçmesi iç savaşı başlattı. Pompey'i yenip Roma'nın tek hakimi oldu, bugün kullandığımız takvimin atası olan Jülyen takvimini yürürlüğe koydu. MÖ 44'te, Mart ayının 15'inde (İdes günü), aralarında güvendiği Brutus'un da bulunduğu senatörlerce Senato'da bıçaklanarak öldürüldü.
Augustus ve İmparatorluk Çağı
Caesar'ın evlatlığı ve varisi Octavian, uzun bir güç mücadelesinin ardından MÖ 31'deki Actium deniz savaşında Marcus Antonius ile Kleopatra'yı yendi ve Mısır'ı ilhak etti. MÖ 27'de Senato ona "Augustus" (yüce) unvanını verdi; bu tarih imparatorluğun resmi başlangıcı sayılır.
Augustus 41 yıl boyunca hüküm sürdü ve şehri baştan aşağı yeniden inşa etti. Kendisine atfedilen "Roma'yı tuğladan bir şehir olarak buldum, mermerden bir şehir olarak bıraktım" sözü bu dönüşümü özetler. Onunla birlikte yaklaşık iki yüzyıl sürecek göreli barış dönemi Pax Romana başladı; ticaret gelişti, nüfus imparatorluk genelinde onlarca milyona ulaştı, Vergilius ve Ovidius gibi şairlerle edebiyat altın çağını yaşadı.
MS 96-180 arasındaki "beş iyi imparator" dönemi bu istikrarın zirvesiydi. Trajan imparatorluğu en geniş sınırlarına taşıdı, Dacia'yı (bugünkü Romanya) fethetti. Hadrian savunmaya geçti ve Britanya'da adını taşıyan duvarı yaptırdı. Stoacı filozof Marcus Aurelius'un cephede tuttuğu notlar, Kendime Düşünceler adıyla bugün hâlâ okunuyor.
Yollar, Su Kemerleri ve Beton
Roma'nın kalıcılığının asıl sırrı mühendislikti. İmparatorluk yol ağı 400.000 kilometreyi aşıyordu; MÖ 312'de yapımına başlanan Via Appia, başkenti güneydeki Brindisi limanına bağlayan ilk büyük taş döşeli yoldu. Bu yollar önce ordunun hızlı hareketi için tasarlandı, sonra ticaretin ve haberleşmenin damarları oldu.

Su kemerleri de aynı ölçekteydi. Roma şehri günde yaklaşık bir milyon metreküp suyu on bir ayrı akuadukt üzerinden getiriyordu. Güney Fransa'daki Pont du Gard, 49 metre yüksekliğiyle antik dünyanın en yüksek su kemeri olarak ayakta duruyor. Romalılar volkanik kül olan pozzolana ile deniz suyunda bile sertleşen dayanıklı bir beton geliştirdi; Pantheon'un 43 metre çapındaki kubbesi iki bin yıldır donatısız beton kubbeler arasında dünya rekorunu elinde tutuyor.
Lejyonlar ve Profesyonel Ordu
Roma ordusunun omurgası, her biri 5.000-6.000 askerden oluşan lejyonlardı. Bir lejyon on kohorta, her kohort altı yüzlüğe (century) bölünürdü ve yüzbaşı anlamına gelen centurion tarafından yönetilirdi. Kalkanların üst üste kilitlenmesiyle kurulan testudo (kaplumbağa) düzeni, ok yağmuruna karşı hareketli bir zırh oluşturuyordu.

MÖ 107'deki Marius reformlarıyla ordu profesyonelleşti. Askerler 20-25 yıl hizmet ediyor, düzenli maaş, emeklilik ve arazi alıyordu. Bunun bir bedeli oldu: asker artık sadakatini devlete değil, maaşını ve toprağını borçlu olduğu komutanına gösteriyordu. İmparatorluk boyunca yaşanacak taht kavgalarının tohumu buradaydı.
Gladyatörler ve Kolezyum
Cenaze törenlerindeki bir ritüelden doğan gladyatör dövüşleri zamanla devasa bir eğlence endüstrisine dönüştü. Dövüşçüler türlerine göre ayrılırdı: ağır zırhlı kılıç-kalkanlı murmillo, ağ ve üç dişli zıpkın taşıyan retiarius, Trakya tarzı kısa kılıçlı thraex. Çoğu köle, savaş esiri ya da borç içindeki gönüllüydü ve lanista denen eğitmenlerin okullarında (ludus) yetişirdi.

MS 80'de açılan Kolezyum (Flavius Amfitiyatrosu) 50.000'i aşkın seyirci alıyordu. Dört katlı yapının üstünde seyircileri güneşten koruyan velarium adlı büyük bir tente geriliyor, altındaki hipogeum denen yeraltı odalarında hayvanlar ve dövüşçüler bekletiliyordu. Açılış şenlikleri yüz gün sürdü. Sık aktarılan "Ölmek üzere olanlar seni selamlıyor" (Morituri te salutant) sözü aslında tarihsel kaynaklarda yalnızca tek bir olayda geçer; sanıldığı gibi her dövüşün değişmez selamı değildi.
Hukuk, Vatandaşlık ve Çöküş
Roma'nın en kalıcı armağanı hukuktu. Kanunların halka açık levhalara yazılması (On İki Levha Kanunları), suçu iddia edenin ispatlaması ilkesi ve hukuk bilginlerinin yorumlarının bağlayıcılığı, bugünkü kıta Avrupası hukukunun temelini attı. MS 534'te derlenen Justinianus Kanunları, yüzyıllar sonra Avrupa üniversitelerinde yeniden okutulacak bir başvuru kaynağı oldu. MS 212'de İmparator Caracalla, sınırlar içindeki bütün özgür insanlara Roma vatandaşlığı tanıyarak bu hukuku milyonlara yaydı.
Yıkım da yavaş geldi. MS 235-284 arasındaki elli yılda yirmiden fazla imparator tahta çıktı ve çoğu şiddetle öldü; iç savaşlar, sınır akınları ve veba imparatorluğu sarstı. Diocletianus yönetimi Doğu ve Batı olarak ikiye böldü. Konstantinus, 313'teki Milano Fermanı'yla Hristiyanlığa serbestlik tanıyan ve başkenti eski Byzantion'a, yani bugünkü İstanbul'a taşıyan ilk imparator oldu. Batı Roma MS 476'da son imparator Romulus Augustulus'un tahttan indirilmesiyle sona erdi; doğudaki Bizans ise 1453'te İstanbul'un Osmanlılarca fethine kadar yaşadı.
Bugün İspanyolca'dan Fransızca'ya, Romence'den İtalyanca'ya kadar Latin kökenli diller, bir mahkeme salonundaki masumiyet karinesi, bir kilisenin ya da parlamentonun kubbeli çatısı ve takvimdeki ay adları hep aynı kaynağa çıkıyor. Roma bir günde kurulmadı; aynı şekilde tek bir günde de yıkılmadı. Fiziksel imparatorluk sona ereli bin beş yüz yıl geçti, ama Batı'nın hukuk, dil ve yönetim anlayışında hâlâ onun izini sürmek mümkün.
Kaynaklar ve doğrulama
Bilgileri uygulamadan önce güncel ayrıntıları aşağıdaki birincil veya alan otoritesi kaynaklardan kontrol edin.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!