Soğuk Savaş, iki devin cephede değil, casuslar, propaganda ve vekâlet savaşları üzerinden çarpıştığı bir dönemdi. Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği hiçbir zaman doğrudan savaşmadı; buna rağmen 1947 ile 1991 arasındaki kırk dört yıl, dünya haritasını, silah teknolojisini ve uluslararası siyasetin dilini kalıcı olarak değiştirdi. "Soğuk Savaş" terimini 1947'de Amerikalı gazeteci Walter Lippmann yaygınlaştırdı; "soğuk" nitelemesi, iki tarafın birbirine kurşun sıkmadan mücadele etmesinden geliyordu.
İki Sistem, İki Kutup
Çatışmanın özünde bir yönetim biçimi kavgası vardı. ABD önderliğindeki Batı Bloku kapitalizmi, liberal demokrasiyi, serbest piyasayı ve bireysel özgürlükleri savunuyordu. Sovyetler Birliği'nin başını çektiği Doğu Bloku ise komünizmi, tek parti yönetimini, planlı ekonomiyi ve kolektif mülkiyeti temsil ediyordu. İki taraf da kendi düzeninin insanlığın kaçınılmaz geleceği olduğuna inanıyor, bu inanç rekabeti bir ölüm kalım meselesine dönüştürüyordu.
İkinci Dünya Savaşı'nda ABD ve SSCB, Nazi Almanyası'na karşı müttefikti. Ortak düşman ortadan kalkınca ittifak da çözüldü. 1945'teki Yalta ve Potsdam konferanslarında Roosevelt, Churchill ve Stalin savaş sonrası düzeni tartıştı. Görüşme masasında ittifak sürüyormuş gibi görünse de üç konuda anlaşmazlıklar hemen ortaya çıktı: Doğu Avrupa'daki Sovyet hâkimiyeti, Almanya'nın bölünmüş geleceği ve yeni ortaya çıkan nükleer silahların denetimi. Bu üç fay hattı, sonraki kırk yılın gerilim gündemini büyük ölçüde belirledi.
Perdenin İnişi ve Çevreleme
Winston Churchill, 1946'da Missouri'nin Fulton kentinde yaptığı konuşmada bölünmeyi bir imgeyle özetledi ve "Demir Perde" kavramını siyaset diline soktu:
"Stettin'den Trieste'ye kadar Avrupa kıtasının üzerine bir demir perde indi."
Perdenin ardında Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Doğu Almanya birer birer Sovyet denetimine girdi. Washington'ın yanıtı 1947'de netleşti. Başkan Harry Truman, komünizmin yayılmasını durdurmak için "özgür halkları" destekleme sözü verdi; Truman Doktrini ilk somut adımını Yunanistan ve Türkiye'ye yardımla attı. Bunu, savaştan yıkılmış Avrupa'ya 13 milyar dolar akıtan Marshall Planı izledi. Amacı açıktı: ekonomik çöküşün komünist devrimlere zemin hazırlamasını engellemek. Sovyetler, Doğu Avrupa ülkelerinin bu yardımı almasını yasakladı; ekonomik hatlar da böylece ikiye ayrıldı.
Krizlerle Yürüyen Bir Barış
İlk büyük sınama Berlin'de yaşandı. Almanya ve başkenti dört işgal bölgesine bölünmüştü, ama Berlin bütünüyle Sovyet bölgesinin ortasında kalıyordu. 1948'de Stalin, Batı Berlin'e kara ve demiryolu erişimini kesti; ABD ve müttefikleri şehri on bir ay boyunca havadan besledi. Berlin Hava Köprüsü'nde her gün yüzlerce uçak gıda, kömür ve ilaç taşıdı. Stalin sonunda ablukayı kaldırdı, ama Almanya'nın bölünmesi kalıcılaştı.

1950'de Kuzey Kore'nin Güney Kore'ye saldırmasıyla soğuk gerilim ilk kez sıcak çatışmaya döndü. ABD, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında müdahale etti, Çin Kuzey'in yanında savaşa girdi ve üç yıl sonra sınır fiilen başladığı yere döndü. Bugünkü Kuzey-Güney ayrımı o ateşkesten kalmadır. 1956'da Macaristan'da komünist rejime karşı halk ayaklandı; reformcu lider Imre Nagy çok partili düzen ve Varşova Paktı'ndan çekilme sözü verince Sovyet tankları Budapeşte'ye girdi ve ayaklanma binlerce kişinin ölümüyle bastırıldı. Batı, sözlü kınamanın ötesine geçmedi.
Berlin 1961'de yeniden kriz merkezi oldu. Doğu Almanya'dan Batı'ya kaçış durdurulamayınca, 13 Ağustos 1961'de Doğu Alman güçleri şehri ikiye bölen duvarı örmeye başladı. Aileler bir gecede ayrıldı ve Berlin Duvarı, Soğuk Savaş'ın en somut simgesi hâline geldi. Ertesi yıl dünya nükleer felakete en yakın olduğu ana geldi. 1959'da Fidel Castro'nun devrimiyle Küba Sovyetlere yaklaşmıştı; Ekim 1962'de ABD keşif uçakları adada Sovyet füze rampalarını fotoğrafladı. Başkan Kennedy Küba'yı deniz ablukasına aldı ve on üç gün boyunca iki taraf birbirini ölçtü. Sonunda Kruşçev geri adım attı: Sovyetler füzeleri çekti, ABD ise Küba'ya saldırmama ve Türkiye'deki Jüpiter füzelerini kaldırma sözü verdi.
Silah ve Uzay Yarışı
Rekabetin en pahalı cephesi silahlanmaydı. ABD 1945'te Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası attı, Sovyetler 1949'da ilk atom bombasını denedi; hidrojen bombasında da yalnızca bir yıl arayla, 1952 ve 1953'te aynı eşiği aştılar. 1960'lara gelindiğinde her iki taraf da dünyayı defalarca yok edecek nükleer güce sahipti.

Bu dengeyi tutan mantık "Karşılıklı Garantili İmha" idi: hangi taraf ilk saldırırsa saldırsın, diğerinin karşı vuruşu onu da yok edecekti. Kimsenin kazanamayacağı bu paradoks, tuhaf biçimde barışı korudu. Zamanla iki taraf frene basmayı öğrendi; SALT antlaşmaları stratejik silahları sınırladı ve 1987'deki INF Antlaşması orta menzilli nükleer füzelerin imhasını öngördü. Prestij savaşı ise gökyüzüne taşındı. Sovyetler 1957'de ilk yapay uydu Sputnik'i, aynı yıl uzaya çıkan ilk canlı olan köpek Laika'yı, 1961'de ilk insan Yuri Gagarin'i ve 1963'te ilk kadın Valentina Tereşkova'yı yörüngeye gönderdi. "Sputnik şoku" ABD'de eğitim reformlarını ve NASA'nın 1958'de kurulmasını tetikledi. Cevap 20 Temmuz 1969'da geldi: Apollo 11 ile Neil Armstrong ve Buzz Aldrin Ay'a ayak bastı.
"Bu, bir insan için küçük bir adım, ama insanlık için dev bir sıçrayış."
Görünmez Cephe: İstihbarat ve Propaganda
Savaşın gizli tarafını CIA ile KGB yürüttü; gizli operasyonlar, darbe planları ve dünya çapında casus ağları bu dönemin rutiniydi. Kim Philby ve Aldrich Ames gibi çift ajanlar, tarafların birbirinin içine ne kadar sızdığını gösteren örnekler oldu. Aynı mücadele havada da sürüyordu: Voice of America ve Radio Free Europe Demir Perde'nin ardına yayın yaparken, Sovyet gazetesi Pravda karşı propaganda üretiyordu. Olimpiyat madalyaları ve satranç maçları bile ideolojik zafer olarak sunuluyordu.

Rekabet, iki tarafı da tüketen uzun savaşlar doğurdu. ABD, Vietnam'da yirmi yıl boyunca yüz binlerce asker savaştırdı ve 58.000 Amerikan askerini kaybederek 1975'te yenilgiyle çekildi; savaş Amerikan toplumunu derinden böldü ve dış politikaya duyulan güveni sarstı. Sovyetler ise 1979'da girdiği Afganistan'da kendi Vietnam'ını yaşadı; ABD'nin silahlandırdığı mücahitlere karşı on yıl süren savaş, on beş binden fazla Sovyet askerinin ölümüyle ve ülkenin ekonomik yıpranmasıyla sonuçlandı. Bu iki savaş, doğrudan çarpışmaktan kaçınan iki devin bedeli başkalarına ödeten vekâlet mantığının en pahalı örnekleriydi. Arada 1968 Prag Baharı gibi kısa umut anları da yaşandı; Çekoslovakya'da reformcu lider Alexander Dubček "insancıl yüzlü sosyalizm" vaat etti, ama Sovyet tankları Prag'a girerek reformları ezdi ve bir sosyalist ülkenin bloktan ayrılamayacağını ilan eden Brejnev Doktrini'ni yürürlüğe soktu.
Perdenin Kalkması
Son, silahlanmanın yorduğu Sovyet ekonomisinden geldi. 1985'te iktidara gelen Mihail Gorbaçov, "glasnost" (açıklık) ve "perestroyka" (yeniden yapılanma) politikalarını başlattı ve Doğu Avrupa'ya artık askeri müdahale etmeyeceğini duyurdu. Bu açıklama, Brejnev Doktrini'nin sonu oldu ve zincirleme bir çöküşü tetikledi. 1989'da Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya ve Bulgaristan'da komünist rejimler birbiri ardına devrildi. 9 Kasım 1989'da Berlin Duvarı yıkıldı; binlerce kişi duvarın üstünde kutlama yaptı. 1991'de Sovyetler Birliği on beş bağımsız devlete ayrıldı ve 25 Aralık 1991'de Gorbaçov'un istifasıyla Kızıl bayrak Kremlin'den indirildi.
Soğuk Savaş kırk dört yıl boyunca doğrudan bir savaşa dönüşmeden sürdü, ama bıraktığı izler hâlâ canlı. Kore yarımadası ikiye bölünmüş durumda, NATO varlığını koruyor, binlerce nükleer başlık hâlâ envanterde ve dönemin vekâlet savaşları Ortadoğu ile Afrika'daki bugünkü gerilimlerin köklerini besliyor. İki devin doğrudan çarpışmaktan kaçınırken dünyanın geri kalanını nasıl kendi rekabetlerinin sahnesine çevirdiğini anlamak, bugünkü büyük güç gerilimlerini okumanın da anahtarı.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!