Vikingler, Orta Çağ Avrupası'nı ürküten savaşçılar, açık denizlere güvenle çıkan denizciler ve Kolomb'dan yaklaşık beş yüz yıl önce Kuzey Amerika'ya ayak basan kâşiflerdi. MS 793'ten 1066'ya uzanan "Viking Çağı", İskandinav halklarının Avrupa tarihine doğrudan müdahale ettiği dönemdir. Popüler imgenin aksine boynuzlu miğfer takmadılar; ama uzun gemileri, runik yazıları ve zengin mitolojileri gerçekten dönemin çok ötesindeydi.
"Viking" kim demek?
Kelimenin kökeni bugün bile tartışmalıdır. Bazı dilbilimciler onu koy anlamındaki "vik" ile ilişkilendirir, yani koylarda pusu kuran insanlar; bazıları savaş anlamındaki "víg" köküne bağlar. İlginç olan, "viking"in Eski İskandinav dilinde bir fiil olarak da yaşamasıdır: "gå i viking", yani "vikinge gitmek", deniz seferine çıkmak demekti. Yani sözcük başlangıçta bir etnik kimlikten çok bir eylemi, uzun deniz seferini anlatıyordu.
Vikingler tek bir halk değildi. Bugünkü Norveç, İsveç ve Danimarka'dan gelen bu topluluklar farklı yönlere açıldı. Norveçliler batıya yöneldi: İskoçya, İrlanda, İzlanda, Grönland ve nihayet Amerika. Danimarkalılar güneye ve batıya, İngiltere ile Fransa'ya doğru ilerledi. İsveçliler, "Varanglar" adıyla, nehirler üzerinden doğuya, Rusya içlerine ve Bizans'a kadar gitti.
793'te başlayan sarsıntı
8 Haziran 793'te bir Viking filosu, İngiltere'nin kuzeydoğu kıyısındaki Lindisfarne Manastırı'na saldırdı. Rahipler öldürüldü, hazineler yağmalandı, kilise ateşe verildi. Kutsal bir mekâna yönelen bu baskın Hristiyan Avrupa'yı sarstı ve on yıllarca sürecek akınların habercisi oldu. Genişlemenin arkasında tek bir sebep yoktu. İskandinavya'nın büyük bölümü dağlık ve tarıma elverişsizdi; artan nüfus yeni toprak arayışını zorunlu kılıyordu. Avrupa'nın zengin manastırları cazip hedeflerdi. Norveç'i tek çatı altında toplayan Kral Harald Güzel Saç'ın baskısı, muhalifleri yurt dışına itti. Ve hepsinin üstünde, okyanusu da nehri de aşabilen gemi teknolojisi vardı.
Vikingler zamanla "vur-kaç" akınlarını kalıcı yerleşime çevirdi. 9. yüzyılda İngiltere'nin doğu yarısı, "Danimarka hukuku" anlamına gelen Danelaw adıyla Viking egemenliğine girdi; York (Jorvik) önemli bir merkez oldu. 911'de Franklar, saldırıları durdurmak için Viking şefi Rollo'ya bugünkü Normandiya'yı verdi; "Kuzeylilerin toprağı" anlamına gelen bu bölgenin adı buradan gelir. Tarihin cilvesi şu ki, 1066'da İngiltere'yi fethedecek olan Fatih Wilhelm, Rollo'nun torunuydu.
Bir savaşçı toplumundan fazlası
Viking toplumu üç ana katmandan oluşuyordu. En üstte toprak sahibi soylular, yani jarllar vardı. Nüfusun çoğunluğunu, thing meclislerinde oy hakkı bulunan özgür köylüler, karllar oluşturuyordu. En altta ise savaş esiri ya da borç kölesi olan thrall'lar bulunurdu. Yine de bu yapı katı değildi; savaşta ün kazanan ya da ticaretle zenginleşen biri sınıf atlayabilirdi.

Vikinglerin en şaşırtıcı yanlarından biri karar alma biçimiydi. Önemli konular "thing" adı verilen meclislerde tartışılırdı; özgür erkekler bir araya gelip yasaları belirler, anlaşmazlıkları çözer, liderleri seçerdi. İzlanda'da MS 930'da kurulan Althing (Alþingi), dünyanın hâlâ işleyen en eski parlamentosu kabul edilir. Kadınların statüsü de dönemin geri kalanına göre yüksekti: mülk edinebilir, boşanma isteyebilir ve boşanınca evliliğe getirdiği malı geri alabilirlerdi; erkekler seferdeyken hane yönetimi onlara kalırdı. Bazı kadınların "kalkan kızları" olarak savaştığı anlatılır, ancak bunun tarihsel bir gerçek mi yoksa saga edebiyatının bir imgesi mi olduğu hâlâ tartışılıyor.
Okyanusu aşan gemiler
Viking başarısının kalbinde uzun gemi (langskip) vardı. Gövdenin altından uzanan omurga dengeyi artırıp yanal kaymayı azaltıyordu. Bu gemiler yalnızca 50 santimetre su derinliğinde yüzebiliyor, böylece nehirlere girip kumsala doğrudan çıkabiliyordu; aynı tekne aynı zamanda Kuzey Atlantik'i geçecek kadar sağlamdı. Yelken ve kürek birlikte kullanıldığında yüksek hızlara ulaşır, gerektiğinde karadan taşınacak kadar hafif kalırdı. Savaş için ejderha başlı, uzun ve dar longshipler; ticaret için daha geniş ve derin knarr'lar; keşif için küçük, hızlı snekkja'lar yapılırdı.
Pusulaları yoktu, ama denizi okumayı biliyorlardı. Kutup Yıldızı temel referanstı; kara yaklaştıkça değişen kuş hareketleri, balina sürüleri ve deniz akıntıları deneyimli kaptanlara yol gösterirdi. Bulutlu havada güneşin yerini bulmaya yaradığı düşünülen "güneş taşı" (sunstone) adlı bir kristalden söz edilir; varlığı kesin kanıtlanmasa da fiziksel olarak makul bir yöntemdir.
İzlanda'dan Amerika'ya uzanan keşifler
Norveçli yerleşimciler 870'lerde İzlanda'yı kolonileştirdi; ada 1262'ye kadar bağımsız bir Viking cumhuriyeti olarak varlığını sürdürdü. 985 civarında, İzlanda'dan sürgün edilen Erik Kızıl batıya yelken açtı ve büyük bölümü buzla kaplı olduğu hâlde bulduğu topraklara "Yeşil Toprak" anlamında Grönland adını verdi; bu, yerleşimci çekmeye yönelik akıllıca bir tanıtım hamlesiydi. Grönland'daki Viking kolonileri yaklaşık beş yüzyıl yaşadı ve 15. yüzyılda, muhtemelen soğuyan iklim ve zorlaşan koşullar nedeniyle sönümlendi.

Erik Kızıl'ın oğlu Leif Erikson, MS 1000 dolaylarında daha da batıya açılıp bugünkü Kanada'nın Newfoundland kıyısına ulaştı ve yabani üzümler yüzünden bu topraklara "Şarap Toprakları" anlamında Vinland dedi. Uzun süre yalnızca saga anlatısı sayılan bu keşif, 1960'larda somut kanıtına kavuştu: Norveçli arkeolog Helge Ingstad ve eşi Anne Stine, Newfoundland'daki L'Anse aux Meadows'da 11. yüzyıla ait bir Viking yerleşimi ortaya çıkardı; sekiz ev, bir demirhane ve atölyelerden oluşan bu buluntu, İskandinav sagalarının gerçek bir çekirdeğe dayandığını kanıtladı. Doğuda ise Varanglar nehirler yoluyla Novgorod ve Kiev'de hanedanlar kurdu; Bizans imparatorlarının elit koruması Varang muhafızlarıydı. Viking tüccarlar İpek Yolu'na bağlanan ağlar üzerinden Arap dünyasıyla ticaret yaptı; İskandinav mezarlarında bulunan binlerce Arap gümüş sikkesi bunun kanıtıdır.
Yggdrasil'in gölgesinde bir dünya görüşü
Viking evreni, dünya ağacı Yggdrasil'in etrafında düzenlenmişti; tanrıların yurdu Asgard, insanların dünyası Midgard, devlerin diyarı Jotunheim ve ölülerin ülkesi Hel bu ağacın dallarına bağlıydı. Baş tanrı Odin bilgeliğin, savaşın ve şiirin tanrısıydı; bilgelik uğruna bir gözünü feda etmiş, dünyayı gözetlemek için Huginn ve Muninn adlı iki kuzgun beslemişti. Gök gürültüsü tanrısı Thor, Mjölnir çekiciyle halkın gözdesiydi. Aşk ve bereket tanrıçası Freya, savaşta ölenlerin yarısını seçme hakkına sahipti. Düzenbaz tanrı Loki ise ne tümüyle iyi ne tümüyle kötüydü, ama sonunda tanrılara ihanet edecekti.
Bu inancın savaş alanındaki etkisi doğrudandı. Onurlu biçimde savaşırken ölen cesur savaşçıların Valkyrie'ler tarafından Odin'in salonu Valhalla'ya götürüldüğüne inanılırdı; orada her gün savaşıp her akşam sağ salim dirilerek dünyanın sonu Ragnarök'e hazırlanacaklardı. Böyle bir ahiret tasavvuru, Vikinglerin ölüm karşısındaki cesaretini büyük ölçüde açıklar. Ragnarök öyküsü de karamsar değil döngüseldir: güneş yutulur, tanrıların çoğu ölür, dünya ateşe ve suya gömülür, ama bu sondan daha temiz bir dünya doğar.
Silahlar, berserkerler ve çağın sonu
En yaygın silah baltaydı; hem savaşta hem günlük işte kullanılırdı. Kılıç pahalı bir statü sembolü, mızrak ise savaşın temel silahıydı; yuvarlak ahşap kalkanlar birleştirilerek "kalkan duvarı" kurulurdu. Boynuzlu miğfer imgesi tümüyle 19. yüzyıl romantizminin uydurmasıdır; gerçek miğferler sade ve koni biçimliydi. "Berserk" sözcüğü "ayı gömleği" anlamına gelir ve savaştan önce bir tür transa girip acıyı ve korkuyu hissetmediği söylenen elit savaşçıları anlatır; bu halin ardında psikoaktif maddeler ya da yoğun ritüel teknikleri olabileceği düşünülür.

Viking Çağı'nın kapanışı hem dinsel hem askeri bir dönüşümle geldi. İskandinavya 10. ve 11. yüzyıllarda kademeli olarak Hristiyanlaştı; Danimarka'da Kral Harald Bluetooth, Norveç'te Olaf Tryggvason bu geçişin öncüleriydi. Pagan tapınaklar kiliseye, runik yazı Latin alfabesine dönüştü, kölelik giderek geriledi. Askeri son ise 25 Eylül 1066'da Stamford Köprüsü'nde geldi: İngiltere Kralı Harold Godwinson, Norveç Kralı Harald Hardrada'yı yenip öldürdü ve son büyük Viking istilası girişimi böyle sona erdi. Yalnızca üç hafta sonra aynı Harold, Hastings'te Normandiya Dükü Wilhelm'e yenilecekti; ironik olan, Wilhelm'in de bir Viking soyundan gelmesiydi.
Vikinglerin izi bugün beklenmedik yerlerde yaşıyor. İngilizcedeki sky, egg, window, husband, knife gibi pek çok kelime İskandinav kökenlidir; İngiltere'de "-by" ve "-thorpe" ile biten çok sayıda yer ismi eski Viking yerleşimlerine işaret eder. Küçük bir Kuzey Avrupa topluluğunun, yalnızca yağmacı olarak değil tüccar, kâşif, yerleşimci ve devlet kurucusu olarak dünya tarihine bu kadar derin damga vurması, insanlık tarihinin en dikkat çekici hikâyelerinden biri olmayı sürdürüyor.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!