Bilim tarihi çoğunlukla erkek isimleriyle anlatılır: Newton, Einstein, Darwin. Oysa aynı laboratuvarlarda, çoğu zaman tanınmadan çalışan, keşifleri başkalarına mal edilen ya da hak ettikleri değeri ancak yıllar sonra bulan kadınlar hep vardı. Bu kadınlar dönemlerinin cinsiyetçi engellerine karşın hastalıklara çare aradı, evrenin yapısını çözdü ve insanlığın ortak bilgisini genişletti.
1901'den bu yana bilim, edebiyat ve barış dallarında Nobel kazanan kadınların sayısı altmışı aşar; bilim dallarındaki (fizik, kimya, tıp) pay bunun daha da küçük bir bölümüdür. Rakamın düşüklüğü, kadınların yeteneksizliğinden değil, uzun süre üniversitelere ve laboratuvarlara alınmamalarından kaynaklanır. Marie Curie'den Rosalind Franklin'e, Emmy Noether'den bugünün öncü araştırmacılarına uzanan bu isimler, dünyayı değiştiren kadınları tanımanın en somut yoludur.
Marie Curie: iki bilim dalında Nobel
Marie Curie radyoaktivite kavramını geliştirdi, polonyum ve radyum elementlerini keşfetti ve radyoaktif izotopları ayırma tekniklerini kurdu. 1903'te eşi Pierre Curie ve fizikçi Henri Becquerel ile paylaştığı Fizik Nobel'iyle bu ödülü alan ilk kadın oldu. 1911'de radyum ve polonyumu yalıtıp özelliklerini incelediği için bu kez tek başına Kimya Nobel'ini kazandı. İki ayrı bilim dalında Nobel alan tek kişi olma unvanını bugün hâlâ elinde tutuyor.
Bu başarı kolay gelmedi. Rusya egemenliğindeki Polonya'da doğan Curie, kadınlara kapalı üniversitelerin, yoksulluğun ve önyargının üstesinden gelmek zorunda kaldı; Nobel'i kazanana kadar bir profesörlük kadrosu bile alamadı. Birinci Dünya Savaşı sırasında cephe gerisine seyyar radyoloji üniteleri ("Petites Curies") tasarladı ve binlerce yaralının doğru teşhis edilmesini sağladı. Yıllarca korumasız çalıştığı radyasyon, 1934'teki ölümünün de nedeni oldu.
Rosalind Franklin ve 51 numaralı fotoğraf
İngiliz biyofizikçi ve X-ışını kristalografı Rosalind Franklin, DNA, RNA, virüsler, kömür ve grafitin moleküler yapısına önemli katkılar yaptı. DNA'nın çift sarmal biçiminin belirlenmesinde asıl dönüm noktası, Mayıs 1952'de onun danışmanlığında Raymond Gosling tarafından çekilen 51 numaralı fotoğraf oldu; kristalize DNA'nın bu X-ışını kırınım görüntüsü, yapının çözülmesinde belirleyici kanıttı.
Ne var ki bu katkı ona kredilendirilmedi. James Watson ve Francis Crick, Franklin'in bilgisi ve izni olmadan onun verilerinden yararlandı. Franklin 1958'de yumurtalık kanserinden öldüğünde henüz 37 yaşındaydı. Nobel ölümünden sonra verilmediği için, 1962 Fizyoloji/Tıp Nobel'ini Watson, Crick ve Maurice Wilkins paylaştı; Franklin'in adı anılmadı bile. Onun öyküsü, kadın bilim insanlarının katkılarının nasıl görünmez kılındığının en bilinen örneği sayılır.
Emmy Noether: fiziğe simetriyi kazandıran matematikçi
Emmy Noether 20. yüzyıl başının en büyük matematikçilerinden biriydi. Soyut cebirde alan, halka ve ideal teorilerini geliştirdi; ama en çok, korunum yasaları ile simetriler arasındaki derin bağı kuran Noether Teoremi ile tanınır. Bu teorem bugün teorik fiziğin temel taşlarından biridir. Albert Einstein onu, kadınların yükseköğrenime kabul edilmesinden bu yana yetişmiş en önemli yaratıcı matematik dehası olarak tanımlamıştı.
Buna karşın Göttingen Üniversitesi'nde etkili erkek öğretim üyeleri kadın olduğu için ona kadro verilmesini engelledi; yıllarca resmî bir pozisyonu ve maaşı olmadan ders verdi. Yahudi olduğu için 1933'te Nazi Almanyası'ndan ayrılmak zorunda kaldı ve ABD'de kadınlar için kurulmuş Bryn Mawr Koleji'nde öğretmeye başladı. 1935'te 53 yaşında erken yaşta öldü. Amerikan Matematik Derneği çevresi, her yıl onun onuruna düzenlenen Noether Dersi ile mirasını yaşatıyor.
Hypatia: antik dünyanın kadın filozofu
İskenderiyeli Hypatia, antik dünyanın önde gelen matematikçi, astronom ve filozoflarından biriydi. MS 4. yüzyılda yaşayan ve Neoplatoncu felsefenin önemli temsilcisi olan Hypatia, İskenderiye'de ders verdi, öğrenci yetiştirdi ve astronomi aletleri üzerinde çalıştı.

Rasyonel düşünceyi ve dinsel hoşgörüyü savunması dönemin gerilimleri içinde onu hedef haline getirdi. 415 yılında öfkeli bir kalabalık tarafından öldürüldü. Bu trajik son, onu yüzyıllar boyunca kadın entelektüelin ve bağımsız bilimsel düşüncenin sembolü kıldı.
Lise Meitner ve dışlanan keşif
Avusturyalı-İsveçli fizikçi Lise Meitner, nükleer fisyonun keşfinde belirleyici rol oynadı. Otto Hahn ile onlarca yıl birlikte çalıştı ve uranyum çekirdeğinin bölünmesini teorik olarak açıklayan da o oldu; "fisyon" terimini bilime kazandıran kişiydi. Yine de 1944 Kimya Nobel'i yalnızca Hahn'a verildi, Meitner dışarıda bırakıldı. Bu, Nobel tarihinin en çok tartışılan adaletsizliklerinden biri olarak anılır.
Ada Lovelace: ilk algoritmayı yazan kişi
Augusta Ada King, yani Lovelace Kontesi, bilgisayar programlamanın öncüsü kabul edilir. Şair Lord Byron'ın kızı olan Ada, matematiğe olağanüstü bir yatkınlık gösterdi. Charles Babbage'ın tasarladığı Analitik Motor üzerine çalışırken, tarihte ilk bilgisayar programı sayılan algoritmayı kaleme aldı. Dahası, makinelerin bir gün yalnızca sayı hesaplamakla kalmayıp müzik ve sanat da üretebileceğini öngördü. Kadınların akademiye kabul edilmediği 19. yüzyılda, bilgisayar biliminin kavramsal temellerini bir kadın atmıştı.
Barbara McClintock: reddedilen ve sonra ödüllendirilen deha
Amerikalı sitogenetikçi Barbara McClintock, genlerin genom içinde yer değiştirebildiğini ("atlayan genler" ya da transpozonlar) keşfetti. 1940'larda ortaya koyduğu bu bulgu, dönemin bilim çevresince fazla erken ve fazla aykırı bulunarak görmezden gelindi.

Onlarca yıl sonra moleküler biyoloji teknikleri onun haklılığını doğruladı ve transpozonlar genetik anlayışını kökten değiştirdi. McClintock, 1983'te 81 yaşında ve tek başına Fizyoloji/Tıp Nobel'ini kazandı; bu, o güne dek bir kadının bu dalda tek başına aldığı ender ödüllerden biriydi.
Jane Goodall: şempanzelerle geçen altmış yıl
İngiliz primatolog Jane Goodall, Tanzanya'daki Gombe bölgesinde şempanzeler üzerine yürüttüğü altmış yılı aşkın gözlemle tanınır. Şempanzelerin dal parçalarını termit avlamak için alet olarak kullandığını belgelemesi, o güne dek yalnızca insana özgü sanılan alet yapımı tanımını değiştirdi. Şempanzelerin karmaşık sosyal ilişkiler ve duygusal bağlar kurduğunu göstermesi, insan ile hayvan arasındaki sınırı yeniden düşündürdü ve onu koruma biyolojisinin öncülerinden biri yaptı.
Türkiye'den kadın bilim insanları
Türkiye de bilim alanında öncü kadınlar yetiştirdi. Remziye Hisar (1902-1992), Marie Curie'nin yanında çalışma imkânı buldu; Curie'nin asistanlık teklifini geri çevirip ülkesine dönerek eğitime katkı vermeyi seçti. Hatice Nüzhet Gökdoğan (1910-2003), astronomi alanında çalıştı ve dönemin öncü kadın akademisyenlerinden biri oldu. Parçacık fizikçisi Engin Arık (1948-2007), CERN'de Türk bilim insanlarının yer aldığı ekipler kurulmasına önayak oldu; 2007'de bir uçak kazasında hayatını kaybetti.
Kutup araştırmacısı Burcu Özsoy, Antarktika bilim seferlerinde görev alan Türk bilim insanları arasında öne çıkan isimlerden. Astrofizikçi Feryal Özel, 2019'da bir kara deliğin ilk görüntüsünü yayımlayan Event Horizon Telescope (Olay Ufku Teleskobu) ekibinin üyesiydi ve ABD'de astrofizik alanında üst düzey danışmanlık görevleri üstlendi. Sara Akdik (1897-1982) ise ilk Türk kadın botanikçilerden biri olarak bitki bilimine katkıda bulundu.
Bugünün öncüleri
Kadınların bilime katkısı geçmişte kalmış bir konu değil. Hollandalı astrokimyacı Ewine van Dishoeck, yıldız ve gezegen oluşumunun gerçekleştiği yıldızlararası bulutların kimyasını ortaya koyan çalışmalarıyla uluslararası ölçekte ödüllendirildi. Matematikçi Ingrid Daubechies, dijital görüntü işlemeden veri sıkıştırmaya kadar sayısız uygulaması olan dalgacık (wavelet) teorisini geliştirerek hem matematiğe hem mühendisliğe damga vurdu. Bu isimler, en üst düzey bilimsel araştırmada kadınların bugün de belirleyici roller üstlendiğini gösteriyor.
"Matilda etkisi": görünmez kılınan katkılar
Bilim tarihinde kadınların katkılarının silinmesinin bir adı var: Matilda etkisi. Bir kadın araştırmacının çalışmasının erkek bir meslektaşına atfedilmesi ya da bütünüyle görmezden gelinmesi, dağınık tekil olaylar değil, sistematik bir örüntüydü. Rosalind Franklin'in DNA verileri, Nettie Stevens'ın cinsiyeti belirleyen kromozomları keşfi, Jocelyn Bell Burnell'ın pulsarları bulması bu örüntünün bilinen örnekleridir; Bell Burnell'ın keşfi için verilen 1974 Fizik Nobel'i danışmanına gitmiş, ona verilmemişti.

Türkiye'de kadın akademisyen sayısı 2000'lerin başından bu yana birkaç katına çıktı ve mühendislik gibi alanlarda Türk kadınlarının oranı pek çok Avrupa ülkesinin üzerinde. Bilişsel araştırmalar, kız ve erkek öğrencilerin STEM alanlarında eşit performans gösterdiğini ortaya koyuyor; bu alanlarda erkeklerin sayıca fazla olması yetenek farkından değil, büyük ölçüde toplumsal kalıplar ve yönlendirmelerden kaynaklanıyor.
Marie Curie'nin, Emmy Noether'in, Rosalind Franklin'in öyküleri yalnızca birer başarı anlatısı değil; aynı zamanda direniş anlatısıdır. Tanınmama, kredinin çalınması ve kurumsal dışlanmaya karşın bilimi ileri taşıdılar. Kız çocuklarını bilime yönlendirmek, bu rol modelleri görünür kılmak ve kurumsal engelleri kaldırmak, bir sonraki kuşağın önündeki eşiği bugünkünden alçaltacak. Bilim, en güçlü haline ancak herkesin katkısıyla ulaşır.
Kaynaklar ve doğrulama
Bilgileri uygulamadan önce güncel ayrıntıları aşağıdaki birincil veya alan otoritesi kaynaklardan kontrol edin.

Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!